Nuh Hüseyin Köse


Bu haber 20 Haziran 2013, Perşembe 00:19:20 eklenmiş ve 4954 kez görüntülenmiştir.

Bırakın dağınık kalsın

Fıkrayı bir çoğumuz biliriz; Saçında sadece üç teli kalmış adam , hoyrat berberin koltuğuna oturur. Berber, tarağı sağa götürür bir tel kopar. Sola tarar bir tel daha gider. Müşteri pişmanlıkla karışık bir  panik içinde, son kalan teli kurtarmanın da hesabıyla  hoyrat berbere döner  ‘’bırak dağınık kalsın ‘’ der.

Ülkemizde  yüz elli yıllık demokrasi serüvenine rağmen  hak ve özgürlükler, hala  iktidarların lütfettiği kadarıyla uygulanabiliyor. İktidarlar, daha çok özgürlük sloganıyla yönetime  gelseler de,  özgürlükleri kendi iktidarlarını koruyabildikleri kadar uygulamanın telaşındalar hep. Özgürlüklerin sınırlandırıldığı eleştirilerine  karşılık hepsinin de hedefinde anayasa var elbette. Sanki üzerinde yetmişten fazla değişiklik yapılmamış gibi, hala özgürlüklerin sınırlandırılması sorununun  ‘’faşizan’’ bir anayasamız olmasından kaynaklandığı iddiasındalar. 

Kanımca bu yorumlar, iktidar sahiplerinin klasik bahane bulma anlayışlarından kaynaklanıyor. Yani bizim, iddia edildiği kadar sorunlu bir anayasamız yok. Ülkemizde özgürlükler açısından yaşanan temel sorun, anayasa ile sağlanan özgürlüklerin, özellikle yürütme ve yasama  organları tarafından hakların özüne dokunularak kısıtlanması sorunudur. Eskiden  1982 Anayasa’sının bir hakkı bir satır verip, satırlarca sınırlandırmasını eleştirirdik. Şimdi ise,  bir satırla verilen hakların yasalarla ve hükümet uygulamalarıyla nasıl da kullanılamaz hale getirildiğine sık sık tanık oluyoruz. Üstelik bu iktidarlar, zaman zaman çeşitli bahanelerle, anayasa ve yasaların sistematiğiyle oynayarak, hoyrat berber hesabı varolan özgürlükleri de  kırpıyorlar. İşte birkaç örnek;

T.C Anayasası ‘nın 33. Maddesi ? ‘’ Herkes, önceden izin almaksızın  dernek kurma ve bunlara üye olma … hürriyetine sahiptir… Dernekler, kanunun öngördüğü hallerde hâkim kararıyla kapatılabilir veya faaliyetten alıkonulabilir.  ‘’ diyor. Bu hak elbette sendikaları da kapsıyor.  Şimdi de uygulamaya bakalım. Çarpıcı bir örnek : 2011 Yılında Türk yargıçları, anayasanın 33. Maddesine göre bir sendika kurarlar. Ankara Valiliği, hemen kapatma davası açar. Zira; 2004 yılında çıkartılan Kamu Görevlileri  Sendikaları Yasası’nın 15.Maddesinde ‘’Hakim ve savcılar sendika kuramazlar’’ yazmaktadır. 

Yargıçlar direnir. Avrupa Mahkemesi  ve İlo sözleşmelerini örnek gösterirler. Mahkeme ikna olmuştur, ama başka bir sorun vardır; Mahkeme, yargıçlardan sendika tüzüğünü değiştirmelerini istemektedir. Çünkü demokratik! yasamızda meslek esaslı sendika kurulamaz hükmü vardır. Yargıçlar, ancak büro memurları, bankacılar ve sigortacılarla birlikte sendika kurabilmelilerdir.  Oysa, aynı uluslararası sözleşmelere taraf olan Avrupa ülkelerinin neredeyse tamamında, yargıçların hatta polislerin bile bağımsız sendikaları vardır.  

Sadece Belçika’da dört tane polis sendikası bulunmaktadır. Yargıçlar, bu düzenlemeler nedeniyle mahkemeye dertlerini anlatamazlar. Mahkeme, yargıçların sendika kuramayacağına dair yasa hükmünü uluslararası sözleşmeler ve anayasaya aykırı bulduğundan uygulamasa da, aynı kapıya çıkan başka bir karar verir. Meslek sendikası niteliğinde sendika kurulamayacağından, davayı kabul eder. Böylece Türkiye’nin ilk yargıç sendikası , ‘askerlerin yaptığı’ anayasada yasaklanmamasına rağmen,  sivillerin 2004 yılında çıkardıkları ‘ özgürlükçü’!  kanun nedeniyle  kapatılacaktır.

Yargıçlar yılmazlar. Aziz Nesin ve arkadaşlarının yaptığı gibi yaparlar. Onlar, nasıl ki Marko Paşa kapatılınca ‘’Malum Paşa’’ dergisini çıkartmışlarsa, sendikalı olmak isteyen yargıçlar da ‘’Yargıçlar Sendikası’’ nı kurarlar. Nede olsa anayasa, önceden izin almaksızın kuruluşa izin vermektedir. Kurulan bir sendika da, ancak mahkeme kararı ile kapatılabilir. Mahkemenin  isteği de yerine getirilmiş, sendika ;  büro çalışanları ve bankacılara da açılmıştır. 

Fakat ne çare, demokraside hakları engellemek için çare tükenecek değil ya; Ankara Valisi, sendikanın kuruluş evraklarını almaz. Boş bulunan bir vali yardımcısı kuruluş evraklarını imzalasa da, evraklar postayla geri gönderilir. Devlet, görmedim, duymadım,bilmiyorum demektedir. Dahası  anayasa, ‘’  önceden  izin almaksızın sendika kurulabilir ‘’ diyedursun, ülkemizde sendika kurulmasına valiler karar vermektedir artık.

Siz hiç  ‘’Milano Valisi sendika kurulmasına izin vermedi’’ yada ‘’Paris Belediye Başkanı vatandaşın dilekçesini reddetti’’ diyen bir haber okudunuz mu.Okuyamazsınız.Çünkü böyle haberler ancak üçüncü dünya ülkelerinde yazılır. İşte ülkemizde olup bitenler de haklar açısından üçüncü dünya ülkelerindeki uygulamalara denk geliyor. Anayasa ne yazarsa yazsın yürütme organı , özgürlüklerin kullanımına  işine geldiği kadarıyla karar veriyor.

Anayasa’nın 34.Maddesinde ‘’ Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.  ‘’ diye yazsın dursun. Hele bir gösteri  yapmayagör. En önce yurttaşın yaşam  ve vücut dokunulmazlığı hakkını korumakla görevli  polis, durumdan vazife çıkartıp, kafana gözüne gaz kapsulü,cop,gaz, tazyikli su, sopa…ne bulduysa onunla vuruyor. Aihm kararları kimin umrunda. Varsın TC Anayasası’nın 17. maddesi ‘’ Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz’’ desin, ülkemizde polise, hala yakın mesafeden insanların yüzüne gaz sıktırılıyor. 

Daha on gün önce yüzüne direkt gaz sıkılırken görüntülenen kırmızı giysili akademisyen kadın, bu  garip uygulamaların en çarpıcı örneğidir.    Oysa, çok değil,  birkaç yıl önce, ülkemiz Avrupa Mahkemesi’nde aynı nedenle mahkum olduğu halde, uygulama, ne Aihm kararı, ne de mevzuat tanımıyor. Bu konuda , Aihm’nin Ali Güneş kararı ilginç bir örnek;

Öğretmen olan Ali Güneş, yüzüne yakın mesafeden gaz sıkılması üzerine  İç hukuk yollarını tüketip, davayı 2006 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşır. Mahkeme polis tarafından çok yakın mesafeden gaz sıkılmasını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 3’üncü maddesinin ihlali niteliğinde sayarken, polisin barışçıl bir gösteride gözyaşartıcı gaz kullanmaması gerektiğinin altını çizer. Türkiye’yi bu kararıyla 10 bin euro tazminat ödemeye mahkum eden AİHM, Kötü muamele ve işkence yasağının ihlal edildiğine hükmetmiştir.

İfade özgürlüğünden,çalışma özgürlüğüne kadar ülkemizde sürekli yaşanan hak ihlallerini anlatmak, bu yazının içine elbette sığmaz. Amacımız, sorunun  anayasal düzenlemelerde değil, kafalarda olduğunu işaret  etmektir elbette. Anayasayı değil ,varolan hakların kullanımı açısından uygulamaları değiştirmek gerek. Sonuç olarak, mevcut anayasayı özgürlükçü bulmayıp, daha özgürlükçü bir anayasa yapmak vaadiyle millete ‘’  akil kişiler ‘’ gönderenlere diyecek sonsöz : Bırakın dağınık kalsın!

 


ETİKETLER :
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer KARGI haberleri

Spor

Yazarlar

Magazin

Gazete Manşetleri

Hürriyet Gazetesi
Sabah Gazetesi
E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
© Copyright 2013 Gazi SOFT. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.