Bir Tutuklama Öyküsü


Bu haber 16 Temmuz 2013, Salı 01:08:52 eklenmiş ve 3424 kez görüntülenmiştir.

 

Bir Tutuklama Öyküsü

 

Henüz yirmili yaşlarının ortalarındaydı. Bir mahkemede görevlendirip, oda ve yeterince dava dosyası verdiler.Artık, insanları yargılayacak; sorgulayacak, cezalandıracak, belki de tutuklayacaktı. Aslında buna hazır mıydı kendisi de pek bilmiyordu.

İşe başladığının ikinci günü, elleri kelepçeli bir adam getirdi jandarmalar. Dosyasında, çalıştığı tekstil fabrikasından elbise çaldığı yazıyordu. Hem de iki tane pantolon!  Bisikletinin arkasında bulunmuştu pantolonlar. Dal gibi ince, yaprak kadar titrek bir adam duruyordu karşısında genç yargıcın.

Hışımla sordu  yargıç :    

      - Neden çalıştığın yerden hırsızlık yaptın? 

      -  …

      -  ?

       …

Kızmıştı yargıç. Ne demekti çalıştığın yeri soymak, ekmek yediğin kaba pislemek.

Derhal  tutuklama kararı verildi. ‘’Suçun vasıf ve mahiyeti,mevcut delil durumu,delillerin toplanmamış olması, sanığın kaçma şüphesinin bulunması da gözetilerek….tutuklanmasına’’ Adamın utancından ses çıkartacak mecali kalmamıştı. Başı önde, elleri kelepçeli, iki jandarmanın arasında çıktı salondan. Bir ay sonra yapılan duruşmaya fabrikanın sahibi de katıldı.

-       Buna en ağır cezayı verin hakim bey! Diye bağırıyordu patron.

Duruşma ertelendi. Tutukluluk halinin devamına karar verdi hakim. Ama vicdanında bir kıpırdanma başlamıştı; Acaba doğru mu yapıyordu tutuklamakla. Kimseye soramıyordu. Öyle ya; o bir hakimdi ve alacağı kararı kimselere sormamalıydı. Madem suçluydu, cezasını da çekmeliydi.

Bu kez onbeş gün sonraya bıraktı duruşmayı.Sonuçta yargılama bitti. Sanığa verilen hapis cezasını ertelemişti. Yani bir daha suç işlemezse, hapis yatmayacaktı . Yattığı da yanına kar kaldı adamın.

Yıllarca çok sorgu yaptı yargıç, çok tutuklama ve serbest bırakma kararı verdi. Daha vahim durumda olan birçok şüphelinin  yasa gereği salıverilmesine hükümetti. Daha ilginci, pantolon hırsızının patronunu sorguladı daha sonra. Hani  o ‘’en ağır cezayı verin’’ diyen patron. Bir milyon dolarlık hayali ihracat yapmakla suçlanıyordu patron. Tutuklayamadı teknik sebeplerle. Başka bir mahkeme önüne çıkartılan patron salıverilmiş, yeni bir delil eklenmeksizin, genç yargıcın önüne getirilmişti zira. İşte o zaman çok yandı eli. Bir an verdiği o ilk tutuklama kararı geldi aklına. Uykuları kaçtı. Tutuklamada  ölçülü olmayı,tutuklamanın bir ceza değil, tedbir olduğunu içselleştirmesi çok zaman  alacaktı. ‘’Yoncanın gönlü olana dek, eşeğin canı çıkarmış ‘’ der eskiler. Kimbilir, hala gönlü olmayan yoncalarla dolu dünya.
 

Ah Bu Yargıçlar!                              

 

 

Bu yaşanmış hikaye hala ülkemizde sürüp giden bir sorunun içinden geçiyor aslında; adı tutuklama. Yukarıda anlatılan insan hikayesinden bağımsız olarak, tutuklamama kararlarının nedenlerini irdeleyelim dilerseniz.

 

Yıllardır ülkemizde yargıçlar, kamuoyuna yansıyan kimi olaylarda, tutuklama kararı verdikleri yada vermedikleri için yargılanıp! duruyorlar. Oysa tutuklama o kadar da kolay verilen bir karar değil. Birçok özelliği olan bu konunun, tüm yönleriyle bu yazının içinde anlatılması mümkün değil elbette. Ama günlerdir‘’Palalı adam’’ ile başlayıp, ‘’ Siirtli taciz zanlısı politikacı’’ nın tutuklanmamasına kadar  kamuoyunu işgal eden tartışmalara birazcık ışık tutmak için şartları zorlamak lazım. Bu kararlar nedeniyle yargıçlara getirilen eleştirilerin sanıldığı kadar yerinde olmadığını anlatmak, sanırım bir yargı sendikacısının görevi olsa gerek.

Kara Avrupasında olduğu gibi, bizde de iki tür ceza mevzuatı var.Bunlardan biri ceza kanunları, diğeride ceza usul kanunudur.Ceza kanunları, suçları ve cezaları belirlerken, ceza usul kanunları da, yargılama yöntemlerini gösterir.

Bizim Ceza Usul Kanunu’muzun 100/son  Maddesinde, ‘’Adli para cezasını yada cezasının üst sınırı iki yıla kadar hapis cezasını gerektiren suçlarda tutuklama kararı verilemez’’ yazar.

Türk Ceza Kanunu’nun 86. Maddesine göre bir kimseyi basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde (biraz kesi,morartma vs.), silahla (bıçak,taş,sopa,pala…) yaralamak, adli para cezası yada en çok birbuçuk yıla kadar hapis cezasını gerektiren bir suçtur. Hadi siz yargıç olun da tutuklayın saldırganı. Üstelik yargıç, günlük nöbetinde gelen yüzlerce talebin arasında, sadece olaya ilişkin kolluk tutanağı ve taraf beyanlarından başka bir delili de görememişse…          

Diyeceksiniz ki, ‘e o zaman nasıl yakalama kararı verildi?’ O da medyanın gücü ! Bu mevzuatla bırakın sade  vatandaşı, görevi nedeniyle  bir cumhuriyet savcısını, valiyi,bakanı hatta başbakanı darp edeni bile tutuklamak mümkün değildir. Çünkü yasa maddesindeki ‘’toplumda infial uyandıran olayın faili tutuklanabilir’’ anlamına gelen hüküm, 2005 yılı Haziran ayında yürürlüğe giren yeni  yasa ile yürürlükten kalkmıştır.

Yine Türk Ceza Kanunu’nun 104. Maddesinde ‘’Cebir, tehdit ve hile olmaksızın, onbeş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, şikayet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.’’ Yazıyor. Yani 16 yaşındaki bir kızın, rızasıyla altmış yaşındaki biriyle birlikte olması, kanunen suç sayılmıyor. Kız, sonradan pişman olup, sanıktan şikayetçi olsa bile, faile verilebilecek ceza iki yılı aşmadığından CMK 100/son maddesi uyarınca faili tutuklamak mümkün görünmüyor. Kanun ilk çıktığında, fail ile mağdurun yaşları arasında beş yıldan fazla fark varsa,şikayet aranmaksızın ceza iki kat arttırılır hükmü vardı. Anayasa Mahkemesi, bu hükmü iptal ettiği için, bu suçtan dolayı da faili tutuklamak olanaksız hale geldi.

Bu anlatılanlar karşısında, kanımca bizler tutuklamama kararları yerine tutuklama kararlarının yerindeliğini tartışsak daha yerinde olur. Zira hakkında çıkartılan yakalama kararını öğrendikten sonra yurda dönen birçok insan, yıllardır cezaevlerinde tutuklu bulunuyorlar. Hepsinin de gerekçesi, ‘’kaçma şüphesi’’. El insaf yani. Anayasa Mahkemesi’nin, bazı suçlarda tutuklama süresini  beş yılın üzerine çıkartan Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. Madde hükmünü iptal etmesine rağmen, beş yıldan fazla süredir tutuklu yargılananların tahliye istemleri de reddedildi üstelik.

Demem o ki; Yargıçlar,  önlerine gelen olaylarda, kendi iç dünyalarına göre değil, yasanın emredici hükümlerine göre karar veriyorlar. En azından‘’tutuklamama’’ kararları verenler öyle.

 


ETİKETLER :
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
tebrikler
rabia akın 2014-12-16 14:16:36
tebrikler çok güzel bir yazı olmuş kaleminize sağlık. olan biteni gerçek şekilde anlatığınız için çok teşekkürler
Toplam 1 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer KARGI haberleri

Spor

Yazarlar

Magazin

Gazete Manşetleri

Hürriyet Gazetesi
Sabah Gazetesi
E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
© Copyright 2013 Gazi SOFT. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.